|
Ceren’in şirketteki ilk yılıydı. 4 ay kadar bir holdingin insan kaynakları departmanında çalıştıktan sonra halen görev yaptığı işe alım şirketine geçiş yapmıştı. Amacı, iyi bir işe alım uzmanı olmaktı, olabilirdi de... Analitik düşünen, neden-sonuç ilişkilerini iyi kuran, empatisi yüksek, çalışkan ve dikkatli biriydi. Yöneticileri ondan çok umutluydu ama mülakat deneyimi azdı.
İşe ilk başladığında, özgeçmiş tarama, ilan hazırlama, aday daveti gibi mülakat öncesi süreçler konusunda görev yaptı Ceren. Sonrasında görüşmelere gözlemci olarak katılmaya başladı. Performansından memnun olan yöneticisi, uygun bir pozisyon olduğunda mülakat süreci de dahil olmak üzere, tüm sorumluluğu ona vermek istediğini söylediğinde, Ceren’in kalbi hızla çarpmaya başladı. “Evet...” dedi, “Çok isterim, söz veriyorum yüzünüzü kara çıkarmayacağım, pişman olmayacaksınız...”.
Uzun zaman beklemesi gerekmedi Ceren’in. Bu konuşmanın ardından bir hafta kadar geçmişti ki, uzun zamandır hizmet verdikleri bir bankanın kredi kartı satışı için yeni personel arayışı olduğunun bilgisi geldi. Satış tecrübesi olan adaylar tercih sebebiydi. “Tamam...” dedi Ceren, “Tam bana göre. Satış yapabilecek olan kişiler hazır cevaptır da. Bu benim için çok iyi bir deneyim olacak. Heyecanımı üzerimden atmak için bulunmaz bir fırsat bu...” Bu düşüncelerle süreci başlattı, mülakata başlama günü geldi çattı.Sabah erkenden kalktı, özgüvenini artıracağını düşündüğü, genç yaşını gizleyecek, kendini daha olgun gösteren bir kıyafet seçti, aynaya baktığında karşısında tam bir iş kadını duruyordu. Makyajını da yapıp, “Hazırım!...” diye aklından geçirdiğinde saat 07.25’i gösteriyordu. Acele etmeliyim, dedi. İlk görüşmesi 09.15’teydi ve biran önce şirkete gidip son hazırlıklarını yapmak, soracağı soruların üzerinden bir kere daha geçmek istiyordu. İçeri girip, danışmadaki arkadaşına selam verip masasına oturduğunda kolundaki saate baktı. 08.05’ti. Hemen bilgisayarını açtı, masasında duran bugün görüşeceği adayların özgeçmişlerin üzerinden bir kez daha geçmeye başladı. Üzerlerine küçük notlar aldı. Masasındaki telefon çaldığında, özgeçmişlerin arasında kaybolmuştu. 09.15 görüşmesinin geldiğini öğrendiğinde, “Hadi bakalım Ceren...” dedi içinden. “Şimdi kontrol sende. Dikkat etmeli ve kontrolü elinden bırakmamalısın...” Yerinden kalktı, adaya “Hoşgeldiniz Hakan Bey. Böyle buyrun lütfen” dedikten sonra, görüşme odasına doğru yöneldi. Birkaç saniye sonra odada adayla karşı karşıyaydılar. Kendisi kapıya bakan tarafa dönük olmayı tercih etmişti. Adayın dikkatini dağıtmamak ve görüşmeye odaklanmasını artırmak amacıyla böyle bir seçim yapmıştı. Konuşmaya başladığında, içinden bir ses sürekli olarak “Kontrol sende... kontrol sende...” diyordu. Pozisyonu ve şirketi çok kısaca tanıtan giriş konuşmasının ardından, bu konuda tekrar dönmek üzere ara verdi ve adayın özgeçmişi üzerinden devam etmeye başladı. Hakan Bey, 24 yaşında, üniversite mezunu, kariyerine satış alanında başlayan ve bu noktada devam etmeye kararlı gözüken, sosyal yönünün kuvvetli olduğu, konuşmalarından ve hareketlerinden belli olan bir kişiydi. Oldukça sakin, hatta rahat sayılabilecek bir tarzı vardı. Bu, bir an için Ceren’in ürkmesine sebep oldu, sonra kendini çabucak toparladı. Ardı ardına sorular sormaya başladı. Okul hayatı, neden mezuniyeti ile paralel bir iş yapmaktansa satış alanına yönelmeyi tercih ettiğini sorgularken, bir yandan da önündeki formu dolduruyordu. Her şey tam istediği gibi gidiyordu. Kendisiyle gurur duyduğunu düşündüğü bir anda, “evli misiniz?” diye sordu. Aslında öylesine ani bir soru olarak çıktı ki ağzından, kendisi de şaşırdı bir an. Formda yer alan, doldurması gereken standart bir bilgiydi aslında bu. “Medeni durumu” satırına geldiğini fark ettiğinde aniden soruvermişti işte. Cümlesi bittiğinde, sessiz bir çığlık atıyor ve “ama bu soru böyle sorulmaz kiiiiiiii!” diyordu içinden. Hakan Bey’den cevap hemen geldi. “Hayır, değilim. Bunu bir çıkma teklifi olarak kabul edebilir miyim?”. Başını formdan kaldırdığında, Ceren’in yüzü kırmızı, gözleri şaşkın, “Yanlış anladınız...” diyen sesi titrek ve mahçuptu. Karşısında kendisine muzipçe gülerek bakan o yüzü, hiçbir zaman unutmadı. Ceren şu anda, işe alım müdürü olarak görev yapıyor ve o gün öğrendiği şey için Hakan Bey’i gülümseyerek anıyor. “Kontrol, uyumdur. Düşünceleriniz ile sözleriniz arasında uyumu kaybettiğinizde, kontrolü de kaybedersiniz.”
|