|
İş Kanunu'nda zorunluluk, çalışma yaşamında bir gereklilik halini alan, işveren ve vekillerinin ise uygulamada zaman zaman tereddüte düştüğü bir konu var: 'İşyeri Hekimliği'. İşyeri hekimi istihdam etmek kimler için bir zorunluluk, kimler için bir tercih? Hangi kurumların, hangi noktalarda sorumluluğu var? İşverenler için bilinmezlik yaratan, işyeri hekimlerine ödenmesi gereken ücretler konusunda son durum ne?
Türk Tabipleri Birliği'nin (TTB) bu konudaki ağırlığı ve etkisi zaman zaman tepki çekmişti. Uzun yıllardır devam eden Türk Tabipler Birliği'nin işyeri hekimlerinin ücreti konusundaki belirleyici rolü, 2003 yılında çıkarılmış olan "İşyeri Sağlık Birimleri ve İşyeri Hekimlerinin Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik" ile etkisini kaybetmeye başladı.
Fakat halen, TTB'nin işyeri hekimliği asgari ücret tarifesini belirleme yetkisinin olup olmadığı tartışılmaktadır. Bu ve benzer pek çok konuya netlik kazandıracak bir konuğumuz var bu hafta; Dr. Özcan Baripoğlu. Kendisi, tıp doktoru ve Halk Sağlığı Bilim Doktoru. Halen özel bir şirkette işyeri hekimi olarak görev yapıyor. Aynı zamanda gerek Türk Tabipleri Birliği (TTB), gerekse İstanbul Tabip Odası'nda işyeri hekimleri ile çalışanlara yönelik olarak düzenlenen "iş sağlığı ve güvenliği" eğitim programlarında uzun yıllardır eğitmenlik ve danışmanlık da yapıyor. Kısaca, görev aldığı noktalar itibariyle görüş açısı oldukça geniş bir kişi Özcan Baripoğlu. İş hayatında çalışanları ne tür riskler bekliyor? Bu konuda kime, ne tür görevler düşüyor? Her sabah yaklaşık 21 milyon kişi, sabah erken saatlerde evlerinden çıkıyor ve akşam yine evlerine dönmek üzere bir hayatın içine atılıyorlar. Bu hayat 'iş hayatı'. İstihdam edilen yaklaşık 21 milyonluk bir nüfus var ve bu kişiler kaba tabiriyle sabah altıdan, akşam altıya kadar, yaklaşık oniki saatlerini, çalışma hayatına ilişkin bir faaliyetin içinde geçiriyorlar. İnsan ömrünün yarısının geçtiği bu alan, çok masum bir alan değil. Bir çok kimyasal, bir çok fiziksel etken, bir çok ergonomik, yani kas-iskelet sistemini zorlayan faktör var. Tabii bir çok da sosyal, hatta siyasal faktör. Bütün gün boyunca, bu faktörlerden etkilenen kişiden söz ediyoruz. Ve bu insanın başlangıçta bu faktörlerle baş edebilmesi daha kolayken, zaman içinde baş edebilme kapasitesinin azalması çok olası. İşyeri hekiminin görevleriO zaman, bu insanların çalışma hayatları boyunca, herhangi bir iş kazasına maruz kalmadan, herhangi bir mesleki hastalık etmeni ile karşılaşmadan, biraz önce bahsettim herhangi bir olumsuz faktörden etkilenmeden yaşamını idame ettirebilmeleri çok önemli. İşte, işyeri hekimliği dediğimiz, iş sağlığı ve iş güvenliği disiplininin, iş sağlığı tarafı ile daha fazla yoğunlaşan tıp doktorlarının işleri burada başlıyor. İşyeri hekimleri olarak görevlerimizi ve bunları yerine getirirken amaçlarımızı şöyle özetleyebiliriz: - İş kazaları olmasın, bunları önleyelim. Olduysa da, bu insanların sağlıklarının kötüye gitmesine sebebiyet verecek süreci erkenden keselim. Acil yaklaşım gösterelim, sonrasında rehabilite edelim. - Çalışanlar, meslek hastalığı adını verdiğimiz geniş bir hastalık tablosu ile etkileşmeden hayatlarını sürdürsünler. - Gerek iş kazası, gerek meslek hastalığının dışında kalan sağlık problemleri ile ilgili olarak bu kişilerin sağlığını izleyelim, geliştirelim. "Önlemek daha pahalı olursa, önlemeyecek miyiz?" Bu noktada, bugüne kadarki ezberlerimizi gözden geçirmekte fayda var. Eskiden, iş sağlığı ve güvenliği problemlerine, kasko sigortası mantığı ile yaklaşılmaktaydı. Bir şey olmaz, olursa da belli bir takım maliyetleri karşılayarak bunları giderebiliriz. Mevzuatın kendi içerisindeki sıkıntılar da buna biraz yardımcı oluyordu ama şimdi yaklaşım başka bir yöne doğru kayıyor. O da şu; 'İş sağlığı ve güvenliğine önem verelim. Önleyici bir takım yaklaşımlar geliştirelim. Çünkü önlemek daha ucuz'. Peki, önlemek daha pahalı olsaydı, bir şey yapmayacak mıydınız? Bazen önlemek, gerçekten daha pahalı olabilir. O zaman önlemeyecek miyiz? İş kazası; işveren tasarrufu altında yapılan işler, faaliyetler, etkinlikler sırasında meydana gelen kazadır. Bunu yasalar başka, yönetmelikler başka türlü söyleyebilir. Değerli uzmanlar çok farklı tanımlar kullanabilirler. İş kazası, bir yönetim terörü müdür? Literatürü karıştırdığınız zaman, görüyorsunuz ki, bazı uzmanlar da şöyle diyor: 'İş kazası bir yönetim hatasıdır.' Hatta daha da ileri gidenler, 'İş kazası bir yönetim terörüdür' şeklinde olaya yaklaşıyorlar. Sizin yaklaşımınız da, iş kazasının bir yönetim terörü olduğu yönünde mi? Benim yaklaşımım, henüz 'İş kazası bir yönetim hatasıdır' noktasında, yönetim terörüne kadar gitmiyorum daha. Neden? Bir kişi yaralanmış, diyelim. Görünen şey bu. Neden analizi yaparak biraz kökene indiğinizde, orada idari, yönetsel bir takım hatalar, teknik bir takım problemler olduğunu görürsünüz. Şöyle bir yaklaşım ise, hepimizi rahatlatabilir: 'Dikkatsizlik..' İş kazalarının yüzde 65-70'inin nedeni 'dikkatsizlik'tir. Peki o zaman dikkatli çalışanlar bulalım. Nasıl bulacağız? Böyle bir şey mümkün değil. Dikkat, çok soyut bir şey. Elle tutulmaz, gözle görülmez. Sonuçta kişinin kendi içinde değerlendirebileceği bir şey. Yalnız şöyle bir tarafı da var. Siz eğer işletmede gerek teknik, gerek idari, gerekse sosyal anlamda bir takım önlem paketlerini, iş kazaları olmasın, diye bir takım projeleri hayata geçirirseniz, bunlarla insanları eğitirsiniz, psikomotor ve sosyal becerilerini geliştirirsiniz, böylece dikkat denilen özellik de gelişebilir. Dolayısıyla, iş kazalarının önlemenin altında yatan en önemli iradi güç, yönetimdir. Bunu çalışana atfederek, sadece kendimizi rahatlatabiliriz. İşyeri hekimi istihdamı, kimler için bir zorunluluk? Bu noktada işyeri hekimlerinin rolü çok önemli olsa gerek. İşyeri hekimi bulundurma zorunluluğu hakkında bilgi verir misiniz? İş Kanunu'nda bu konu çok net olarak belirlenmiş. 50'den fazla sigortalı çalıştıran her işyerinin, bir işyeri hekimi istihdam etme mecburiyeti vardır. Bu konunun yasada yer alması, çok eskilere dayanır. 1930'lu yıllardaki Hıfzısıhha Kanunu'nda da bu zorunluluk yer alıyordu. İşyeri hekiminin istihdamı, işverenleri korkutan bir durum olarak görülüyor. Neden? İstanbul Tabip Odası'nda Yönetim Kurulu üyeliği yaptığım dönemde, işveren ve işveren vekilleri ile bu anlamda çok muhatap oldum açıkçası. Bakış açıları, kendi içlerinde değişiyor. Şöyle ki; işyeri hekimliği noktasına çok odaklanılmasa bile, iş sağlığı ve güvenliğinin işletmelerde bir yönetim fonksiyonu olduğu, artık giderek daha fazla kabul ediliyor. Dolayısıyla işyeri hekimi, burada anahtar bir eleman. Yasada bir takım yumuşamalar getirildi sanırız. Aynı işyeri hekimini birkaç işletmenin paylaşması, sanayi bölgelerinde daha farklı bir uygulamanın yapılması gibi… Bunlar da çok rahatlatıcı ve daha amaca yönelik yaklaşımlar gibi görünüyor. Evet. Şöyle deniyor: '50'den fazla işçi çalıştıran her işletme, işyeri hekimi istihdam etmek mecburiyetindedir. Eğer, 50'den az sigortalı çalıştırıyorsanız, bir araya gelerek ortak bir sağlık birimi kurabilirsiniz. Burada keyfiyete bırakıyor. 50'den fazla ise, mecburiyet, 50'den az ise bir keyfiyet olarak tarif ediyor. Küçük sanayi bölgelerinde tercih edilen yöntemlerden biri de budur. Çok sayıda işletme bir araya gelir, çalıştırdıkları insan bazında belki bir ortak bütçe oluşturarak, iş sağlığı ve güvenliğinin yürütülmesi için birimler oluşturabilir, bu yolla işyeri hekiminin istihdamını da sağlayabilirler. Bunun örnekleri, İstanbul'da ve birçok sanayi bölgesinde var. Olması gereken de çok yer var aslında. Çünkü, iş sağlığı ve güvenliği sorunlarının en fazla yaşandığı yerler, 50'den daha az içinin çalıştığı işyerleridir. Küçük işletmelere doğru gidildikçe de iş kazaları daha fazla artar. İşçi sayısı çoğaldıkça, işletmenin mali ve sermaye yapısı daha güçlü olduğu için, bu gibi faaliyetlere kaynak ayırma olasılığı yükselir. Ama küçük işletmelerde bu anlamda sıkıntılar yaşanır. Avrupa'nın bütün ülkelerinde de durum böyledir. KOBİ'lerin sıkıntılarına yönelik devlet destekli projeler vs. düzenlenir. KOBİ'lere ortak sağlık birimi öneriliyorTürkiye'de iş kazalarının yaklaşık yüzde 70'i, 50'nin altında işçinin çalıştığı işyerlerinde meydana gelir. Çünkü organize değildir, bilgi yoktur, bilginin kullanımı yoktur, uzman ve hekim çalıştırmaz, çalıştıramaz da, küçük işletmelerdir çünkü. Buna kapasitesi yetmez. İşte buralarda, bir araya gelin ve sorunu beraberce çözün mantığından hareketle, ortak sağlık birimleri önerilmektedir. İyi örnekler de var, açıkçası kötü örnekler de var. Yaşayarak görüyoruz. İşyeri hekimliği konusunda Türk Tabipleri Birliği'nin rolü nedir? Geçmiş dönemlerde, işyeri hekimliğinin ücret tarifesini Tabipler Birliği belirlerdi ama sanırız daha sonra bu zorunluluk ortadan kalktı. Türk Tabipleri Birliği, işyeri hekimlerine destek sağlayan, onları besleyen, neredeyse yegane kaynaktır. İşyeri hekimliği yaklaşımı, TTB tarafından oluşturuldu1980 yılında 'İşyeri Hekimlerinin Görev ve Yetkileri' yönetmeliği çıktı. Orada, sertifikalı hekim istihdam etme mecburiyetinden bahsedilir. Yetkili bir yerden alınmış sertifika mecburiyeti getirilmiştir. 1988'e kadar, bu yetkili kurum kim, bu sertifika nereden alınacak belli değildi. O sene toplanan Türk Tabipleri Birliği Büyük Kongresi'nde, rahmetle andığımız, o günlerde başkanlığı yürütmekte olan hocamız Nusret Fişek ve ekibi dedi ki: 'Biz aynı zamanda hekimlerin mezuniyet sonrası eğitiminden sorumlu muyuz? Evet. Böyle bir görev, yasal olarak da tarif edilmiş midir? Evet. O zaman bu sertifikayı biz veririz.' O tarihten bugüne kadar da yaklaşık 30 bin hekim, Türk Tabipleri Birliği tarafından düzenlenen işyeri hekimliği kurslarından geçerek sertifika sahibi olmuştur. Türk Tabipleri Birliği ve hekimler, kendileri dışında herhangi bir toplumsal gruba ya da devlete, tek kuruş maliyet çıkarmadan, paralarını kendileri yatırarak, salonlarını kendileri sağlayarak, hocalarını kendileri oluşturarak bir eğitim projesini başlatmış ve halen sürdürmektedirler. Bugün bu çalışma üniversitelerle yapılan protokol çerçevesinde hem üniversite hem de uzmanlık dernekleriyle işbirliği halinde sürdürülmektedir. Türkiye'nin sanayiye ya da iş sağlığı ve güvenliği alanına uzmanlık bilgisi ve becerisini sunan işyeri hekimliği yaklaşımı, gururla söylüyorum, Türk Tabipleri Birliği tarafından oluşturulmuştur. İşyeri hekimi, hakkında hukuki düzenleme olan tek çalışandırİşletmelerde, belki de kendisi hakkında özel bir hukuki düzenleme olan tek eleman, işyeri hekimidir. Çünkü yasa koyucu, bir anlamda kendi mesleki örgütü kanalıyla işyeri hekimine kamusal bir görev yüklemiştir. 'Sen işletmede bu işi yaparken, aynı zamanda kamu sağlığını koruyup kollama yükümlülüğünü de yerine getiriyorsun. Ne işçinin adamısın, ne de işverenin. Ortada, tarafsız, bağımsız olan bir uzmansın. İşin de bu. Hukuksal düzenlemen de bu denilmektedir. Eskiden, Türk Tabipleri Birliği'nin elinde, yasasından kaynaklanan bir hak vardı. O da, sağlık hizmetlerindeki asgari ücreti belirleme yetkisiydi. Örneğin, bir akciğer filmi çektireceksiniz. Bunun en az ne kadardan çektirileceği belirlenmiş, listelenmiştir. İşyeri hekiminin ücreti de, bu felsefeden yola çıkarak, işçi sayısına göre dilimlendirilerek, 50 kişiye kadar çalışanın bulunduğu bir şirkette, hekim şu kadar saat çalışacak, şu kadar ücret alacak. 50 ile 100 arasında şu kadar saat, şu kadar ücret, tam gün çalışınca da şu kadar ücret vs. Böyle bir dilimleme çerçevesinde, bir referans değer oluşturuluyor. Aynı zamanda da birçok işletme tarafından uygulanan, kriter alınan bir ölçüttür bu. Son dönemlerde, Türk Tabipleri Birliği yasasında bir değişiklik yapıldı. Ve ücret belirleme işini biraz önce sözünü ettiğim referans ücretler, yani alt sınırın belirlenmesi olarak değil de, kriter alınması gereken rehber ücretler sistemine oturttu. İşverenler, açıkçası bunu bulunmaz bir nimet sayarak, bu çerçevede 'Türk Tabipleri Birliği'nin işyeri hekimlerinin ücretini belirleme yetkisi ortadan kalkmıştır' şeklinde bir yorumlama ile bütün işyerlerine sirküler gönderdiler. Bizim hukukçularımız ise, aynı fikirde değiller; ücretin rehber olarak belirlenmesinin bütünüyle bir serbesti yaratmadığını, hekim emeğinin değerinin belirlenmesine ilişkin yetkinin devam ettiğini savunuyorlar. Ayrıca, burada vurgulamak gerekir ki, meslek kuruluşu olup da üyelerinin emeğinin değerine ilişkin alt sınırı belirlemeyen kuruluş yok. Türk Tabipleri Birliği'nin de hekim emeğinin değerini belirleme yetkisinin devam ettiği fikri daha akla yakın geliyor. İşverenin kaynak tahsis etmesi, uzman çalıştırması gerekirMeslek hastalıklarıyla ilgili olarak, işyeri hekiminin görevleri nelerdir? İş kazaları elle tutulur, gözle görülür, kanlı-canlı tablolardır. Meslek hastalıkları ise, öyle değil. Sinsi gelişir. Bir kimyasalla uğraşan, bir kimyasalla etkileşim halinde olan çalışanın o kimyasaldan nasıl etkilendiğini, bu etkileşimi kolaylaştıran faktörleri vs.yi ayırt etmeden, meslek hastalıkları sürecini izlemek mümkün değildir. İşyeri hekiminin görevi burada başlar. 1- Personeli işe alırken, bu kişinin sağlığı, yapacağı işe uygun mudur?, diye kontrol etmek. 2- Diyelim ki uygun ve kişi işe başladı. Çalışma süresi boyunca periyodik muayeneler sonucunda, gerek bir takım sorgulamalar, gerekse çalışılan yerin analizi ile çalışanın, işin ve işyerinin özelliğine ilişkin faktörlerden etkilenip etkilenmediğinin tespiti ve takibi çok önemlidir. Böylece hem çalışanı, hem de işvereni korursunuz. Bu süreçteki bir atlama, kişide meslek hastalığı olarak tezahür ederse, işveren burada bir tazmin ilişkisi ile karşı karşıya kalır. Bu nedenle meslek hastalığının izlenmesi, aslına bakarsanız iş kazalarından daha titiz ve daha görünmeyen noktalara odaklanarak yürütülmesi gereken bir faaliyettir. İşletmelerde herkes iş kazalarına odaklanır, meslek hastalıkları üvey evlat muamelesi görür açıkçası. En önemli yanılgılardan biri budur. Meslek hastalıkları sinsi gelişirler, uzun döneme yayılırlar. Dolayısıyla izleme prosedürleri son derece tıbbi, teknik bir prosesi gerektirir. Onun için de birçok araç kullanılması gerekir. O araçların işletmenin içinden ya da istenirse dışarıdan temin edilmesi gerekir ki, kimse bundan mağdur olmasın. Nasıl izleyeceğiz, nasıl önleyeceğiz, bunların her birinin stratejisi bellidir. Burada işverenin ya da yönetimin bir irade ortaya koyarak bunun için kaynak tahsis etmesi, bunun için uzman çalıştırması, bunun eğitimini vermesi ve bunların her birini bir yönetim faaliyeti, bir yönetim fonksiyonu olarak başta algılaması gerekir. Mesele orada başlar. İşveren bunun ciddiyetini algılıyorsa, ondan sonra adımlar kolaylaşır.
|