|
'Ne olmak istiyorum' diye kendinize sorduğunuzda ne cevap alıyorsunuz? Zengin olmak… Başarılı olmak… Daha iyi bir şirkette, daha iyi bir pozisyonda görev alan biri olmak… Peki ya siz olmak? En son ne zaman gerçekten 'siz' oldunuz? İçinizden geldiği gibi, içinizden geldiği şekilde, sizi mutlu edecek bir şeyi en son ne zaman yaptınız? Sizi mutlu eden şeyleri ne sıklıkla sevdiklerinizle ya da sevdiklerinizi mutlu eden şeyleri ne sıklıkla onlarla paylaşırsınız?
Frene basın ve kendinize sorun... Maalesef iş hayatının çarkları arasında öylesine sıkışıp kalıyoruz ki, çoğu zaman bu paylaşımları yaşamayı erteliyoruz. Öncelikleri; yaşama ya da paylaşma yerine, başarma içerikli konulara veriyoruz. Sonra bir bakıyoruz, gülmek bir yana gülümsemeyi bile zor hatırlayan, omuzları düşmüş, mutluluğu başardığı işlerin arasında arayan, etrafa bakarken uzağı, kendine bakarken yakını görmekten imtina eden, hayatı raporlar ve sonuçlardan ibaret sanan kişiler olmuşuz. Bunun bizim istediğimiz nokta olmadığını fark ettiğimiz an ise, mutsuzluklar, depresyonlar, panikler, 'eyvah'lar ve en acısı 'pişmanlıklar' başlıyor. Bunları yaşamamak için ne yapmak lazım peki? Öncelikle yapılması gereken, iş hayatınızın bütün yoğunluğuna karşın, bir süreliğine frene basmak ve etrafa bakınmak. Hatta bunu belli aralıklarla tekrarlamak. Gerçekten olmak istediğiniz yer burası mı, bu yer sizi başarıya götürürken mutluluğa da götürür mü gerçekten, bu noktaya gelmek için yaşadıklarınızdan memnun musunuz, bu yolda yaşayacaklarınıza hazır mısınız? Bu sorulara verdiğiniz cevaplar evet ise, yolunuza devam edin. Yok eğer cevaplar arasında 'hayır'lar bulunuyorsa, bulunduğunuz yerden sakın kıpırdamayın, hayırları evete dönüştürmek için yapmanız gerekenleri belirleyin ve rotanızı yeniden çizin. Bu durumda panik olmayın. Unutmayın ki, her noktada yapılabilecek bir şeyler vardır. 'IN'ler, 'OUT'lar, dengeler lehine değiştiİnsankaynakları.com'un 2006 yılı sonunda yaptığı ve 6594 kişinin katıldığı araştırma sonuçlarına bakıldığında, bu kişilerin yaklaşık yarısı, içinde bulunduğumuz yıl 'iş-yaşam dengesi'ni yeniden kurmayı istemiş. AcNielsen'in 2007 yılına yönelik dilekleri belirlemek için 46 ülkede yürüttüğü çalışma ise göstermektedir ki, 'daha sağlıklı iş-yaşam dengesi' en çok istenen dilek olmuş. Amerika'dan Vietnam'a kadar çok pek ülkede, 'Yeni yılda zengin olmayı istiyorum', 'Yeni yıl bana daha büyük başarılar getirsin' şeklindeki dilekler artık 'out'. 'In' olan dilekler ise, "iş-yaşam dengesini kurmak' üzerine oluşturulanlar. Çünkü, bu noktada ciddi kayıplar ve yıkımlar oluşuyor. Dengeler kurulmuş bile olsa, maalesef kalıcı olamayabiliyor, aksine çok kolay bozulabiliyor. Her şey yerli yerinde artık, dedikten kısa süre sonra bir de bakıyoruz ki, 'bir ara görüşelim' dediğimiz kişilerin sayısı artmaya başlamış ama o bir ara dediğimiz buluşmalar hiç gerçekleşmemiş. Yemeklerimizi üç öğün ofiste ya da civarında yemeye başlamışız. Uyku saatlerimiz azalır olmuş. Süreklilik arz eden bir yorgunluk yaşanır olmuş, hatta bıkkınlıklar sıkça dile getirilmiş. Mide krampları, baş ağrıları, sürekli nükseden, doktora gitmemize rağmen bir türlü teşhis edilemeyen, vitaminlerle geçiştirilen fiziksel rahatsızlıklar yaşanmaya başlamış. Sonrasında görülen ise, kişinin kendini kontrol etmeye çalışmak için gösterdiği çabaya rağmen açığa çıkan sinir boşalmaları. Doktorların 'istirahat etmelisiniz' önerilerine karşın verilen 'çok işim var, mümkün değil' cevapları. Kendi üçgeninizi çizin Bütün bunları yaşamamak için önerilen formül, kişinin kendi iş-yaşam dengesini kurması ve buna bağlı kalması.
İş-yaşam dengesi denildiğinde akla gelen bir terazi. Terazinin iki kefesi var, bu kefelere ne koymanız gerektiğiniz düşünürsünüz? Kuvvetle muhtemel, bir tarafına iş, diğer tarafına aile. Ancak bu durumda eksik bir nokta kalıyor: 'Kendimiz'. İşte bu nedenle 'iş-yaşam dengesi'ni terazi ile değil, üçgen ile ifade etmek çok daha doğru. Hedeflediğimiz, hepsine aynı önemi ve özeni göstermek ise, eşit kenar bir üçgen oluşturmalıyız. Ama her üçgen kuşkusuz aynı olmak durumunda değil. İkiz kenar da olabilir, dik kenar da. Yani öncelikler zaman zaman iş, zaman zaman kendimiz, zaman zaman aile tarafında yoğunlaşabilir. İşte burada aslolan bizim nasıl bir üçgeni hedeflediğimiz. Eğer eşit kenar bir üçgen hedefliyor ama ikizkenar bir üçgen dengesinde yaşıyorsak, sonuç eninde ya da sonunda mutsuzluk olacaktır. İster yaşam, ister kariyer öncelikli bir hayatı seçelim, önemli olan bunun bizim seçimimiz olması. Bu sorumluluğu aldığımız ve dengeleri doğru belirlediğimiz sürece sorun yaşama ihtimalimiz de minimize edilecektir. Yeter ki, yaşamı kendi gerçek dengelerimizde yaşayabilelim. Bu durumda dengemizi kaybettiğimiz ve tökezlediğimiz durumlarda dahi yeniden ayağa kalkacak gücümüz olacaktır. Unutmayalım; başkalarının beklentileri değil önemli olan, bizim iş-yaşam denge üçgenimize ne derece uygun yaşadığımız.
|