|
İş Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 2003 yılı ortalarından itibaren, kanunun iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili maddelerinden hareketle, spesifik yönetmelikler ard arda çıkmaya başladı. Buralarda bir yerde AB üyelik süreci vb. diyelim…
Risk grupları tebliği, işyeri hekimliği, iş güvenliği uzmanlığı ile ilgili yönetmelikler, teknik yönetmelikler, düzenleyici ve sektörel yönetmelikler derken, bir de bakıldı ki, neredeyse her konuda bir yönetmelik yayınlanmış. Eskiden el yordamıyla yapılan işlerin çoğu, ilgili olduğu yönetmelik hükümlerine göre işler olmuş. En azından işlemesi hedeflenmiş…
Peki burada olmazsa olmaz olan noktaların başında ne geliyor? Eğitim. Peki eğitim ihtiyacı neye göre, nasıl, kim tarafından belirleniyor? Eğitimlerin içerikleri ne olmalı? Bu eğitimleri kimler vermeli? Bütün bu soruları yalın haliyle ama önemli noktaların altını çizerek bize anlatacak olan kişi Fırat Şükrü Eker. Eker ile, iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri, önemi ve yasal zorunlulukları üzerine konuştuk. Fırat Şükrü Eker, İvme Yönetim Danışmanlık Eğitim ve Tic. Ltd. Genel Müdürü. Kendisi inşaat yüksek mühendisi, ancak bilfiil iş sağlığı ve güvenliği uzmanlığı da yapmış. Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi (Global Compact) kapsamında hazırladığı iş sağlığı ve güvenliği konulu projesiyle ödüllü, ulusal ve uluslararası birçok projede görev almış bir uzman. Bir koltukta iki karpuz taşımış yıllardır.
Bizim ve sanırız birçok işveren, işveren vekili ya da çalışanın, iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri konusunda aydınlanmaya ihtiyacı var. Bu nedenle, biz sorduk, uzmanımız yanıtladı. İş sağlığı ve güvenliği konusunda eğitim ihtiyacı nasıl belirleniyor ve bunun için önce ne yapılması gerekiyor? Yeni mevzuat kapsamında işverenlerin iş sağlığı ve güvenliği konusundaki ilk adımları risk değerlendirmesi yapmak olmalı. Bu yapıldığında olay netleşmeye, şirketin resmi belirmeye başlıyor. Peki nedir bu risk değerlendirmesi ve nasıl yapılır? Öncelikle iki konuyu birbirinden ayıralım. Birisi firmanın risk grubu, diğeri ise firmanın uygulayacağı risk değerlendirme sistematiğinin belirlenmesi. Firmalarımız, iş sağlığı ve güvenliği konusunda taşıdıkları risklere göre çeşitli bölümlere ayrılmış durumdalar. Örneğin; 5. seviyedekiler en ağır, en riskli sektörler. Burada inşaat, madencilik gibi sektörler var. 5'ten 1'e doğru inen bir yapı söz konusu. Risk değerlendirme kavramı ise firmanın yapmakta olduğu faaliyetler kapsamında, sağlık ve güvenlik tehlikelerini tespit etmesi, risklerini öngörmesi, bu risklerin uygun bir yöntem dahillinde analiz edilerek risk kontrol yöntemlerini belirlemesi çalışmalarını kapsıyor. Eğitim ihtiyacı da işte bu risk kontrol yöntemlerinden sadece birisi ve bahsettiğimiz Yönetmelik çerçevesinde de ayrıca ele alınmış durumda. Risk değerlendirmesini bütün işverenlerin yapması şart mıdır? Risk grubu her ne olursa olsun, ağır ve tehlikeli işler sınıfına girsin ya da girmesin, çalışan sayısı ister 50'nin üzerinde ister altında olsun, hiç fark etmez, bu yeni sistemde firmaların, hiçbir ayırım gözetilmeksizin risk değerlendirmesi yapmaları şart. Eğitimin içeriği de risk değerlendirmesine mi bağlı? Evet. Burada çıkan sonuç, ilgili şirkette çalışan personelin, şirkete ilk girişinden itibaren hangi eğitimleri alması gerektiğinin de saptanması demek. Sanırız eğitimin verilmesi konusunda işverenin ciddi bir sorumluluğu var… İş Kanunu'muzun, "İşverenlerin ve işçilerin yükümlülükleri" başlıklı 77. maddesi diyor ki, "…İşverenler işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar. Yapılacak eğitimin usul ve esasları Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir…" Bu durumda, iş sağlığı ve güvenliğine yönelik eğitimleri vermek, bu eğitimlerde verilen bilgilerin iş yerinde uygulanmasını kontrol etmek, işverenlerin sorumluluğunda. Bu belirttiğimiz hususları kapsayan ve iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin yapılandırıldığı, çerçevelendirildiği "Çalışanların İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimlerinin Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliği "de 7.4.2004'ten beri yürürlükte. Söz konusu yönetmeliğin içeriğinde ne var? Bu yönetmelikte, verilmesi gereken eğitimler kapsamlı bir şekilde, başlıklar halinde sıralanmış durumda. İşveren, kişiyi işe aldığı andan itibaren gerek yasal mevzuat açısından, gerekse daha önce yapmış olduğu risk değerlendirmelerine göre ortaya çıkmış olan sağlık ve güvenlik riskleri açısından, çalışana bu listede yer alan gerekli eğitimleri vermek zorunda
Her işyeri, bu listede yer alan eğitimler arasından, sektörünü ve riskini dikkate alarak kendisine ait olan eğitimleri belirleyerek personeline vermek, bunu da kayıt altına almak zorunda. Hatta eğitim ölçümlemesi de yapılması lazım. Kişi, işyeri içinde bölüm değiştirdiği zaman da eğitimi tekrarlaması lazım. İleri eğitimle kastedilen de, çalışanın aynı seviyede bırakılmaması ve iyileştirme anlamında bu eğitimlerin devamının sağlanması Firma risk değerlendirmesini yani planlamasını doğru yapması, sahadaki önlemlerini doğru alması, eğitimlerini vermesi, sahada gerekli izlemeleri yapması ve uygun koruyucu malzemeyi vermesi gerekiyor. Oryantasyon eğitimi tüm şirketler için mi zorunlu, yoksa sadece belli şirketler için mi? Büyüklük ya da sektör tarzında hiçbir ayrım yok. Her şirket için bu eğitimler geçerli. Yani, firmanız, sanayi firması da, hizmet firması da, inşaat firması da olsa, bir ayrım söz konusu değil. 4857 sayılı İş Kanunu'na tabi olmanız yeterli. Ayrıca geçici iş sözleşmesi, sürekli iş sözleşmesi gibi ya da çırak, stajyer vs. gibi çalışanın statüsüyle ilgili de bir ayrım da yok. Aynı şekilde, alt işveren veya asıl işveren çalışanı olmak da fark etmiyor. Dolayısıyla çok geniş bir alana yönelik bu eğitimler. Eğitimleri kimler vermeli? Bu eğitimi, konuyla ilgili yetkinliğe sahip bir kişinin vermesi gerekiyor. Yönetmelikte, bu konuda kimlerin eğitim verebileceğine ilişkin bir düzenleme de mevcut. Buna göre; şirket içindeki iş sağlığı ve güvenliği uzmanının vereceği eğitimler var, işyeri hekiminin verebileceği eğitimler var, firma dışından alınabilecek eğitimler var. Yasada eğitim konusu üzerinde hassasiyetle duruluyor ama uygulamada sanırız farklı yaşanıyor. İnşaat sektörünü ele alalım… Ölümlü iş kazaların en fazla olduğu sektörlerden birisi inşaat sektörü. Bizde durum şu: Diyelim bir duvar işçisi geliyor… "Nereden geldin, hoş geldin…" ve "Hadi geç başla, zaten arkadaşların seni bekliyor …" deniliyor. Biraz basit anlattım ama inanın üç aşağı beş yukarı böyle. Bizim oradaki mantığı değiştirmemiz lazım. Burada işverenin bakış açısı çok önemli. Eğitimden de önce İşverenin öncelikle teknik önlemleri alması, yani riski en aza indirdikten sonra eğitim faaliyetleri ile çalışanı bilgilendirmesi gerekiyor. Benim bizzat yaşadığım bir örneği vereyim. İstanbul'un göbeğinde bir şantiye… Arkadaşımız yaklaşık 8 metre yükseklikteyken bir kabloyu çekiyor ve korkuluk onu taşımıyor, başının üzerine düşüyor. Bir, bir buçuk saat içerisinde maalesef kaybettik arkadaşımızı. Ve sonra öğrendim ki, bu kişi hem işe yeni başlamış, hem de 18 yaşından küçük. Ne oldu peki bu durumda? SSK, çalışan 18 yaşından küçük olduğu için otomatikman davayı açtı. Kamu davası da açıldı, çünkü ölümlü bir olay, üçüncü bir nokta daha vardı; aile. Yaklaşık 7 yıl kadar da dava devam etti. SSK davası da ayrı… o zaten en baştan haklı bir dava, onun için yapılacak bir şey yok. İşte bir iş kazasının sonuçları; yıkılmış bir aile, SSK açısından çok ciddi bir sorun, çünkü inşaat sektöründe 18 yaşın altında asla kimseyi çalıştıramazsınız, diğer taraftan işverenin ve taşeronun müteselsilen sorumluluğu. Peki ama böyle birkaç tane örnek verseniz, herkes olayın ciddiyetini anlar gibi geliyor… İşverenle eğitim ya da zaman zaman ikna toplantıları yaparken, daima örneklerden yola çıkarız. Ayırdıkları ya da ayıracakları maliyetle, kazanacakları faydalar arasında orantılama yapmaya çalışırız. Ama maalesef bu toplantılar, her zaman "eğitim kararı" ile neticelenmiyor. Özellikle KOBİ ve mikro ölçekli firmalara baktığımızda, bu anlamda büyük bir sıkıntı yaşandığını görüyoruz. Kazaların da çoğu bu firmalarda görülüyor zaten. Yurt dışında durum nasıl? Yakın zamanda Rusya'da gerçekleşen, iş sağlığı ve güvenliği konulu bir eğitim projesinden örnek vereyim. Projenin kapsadığı kişi sayısı: 5 bindi. Ben buradaki yaklaşık 250 Türk işçisine eğitim verdim. Proje kapsamındaki 5 bin kişi, her ne kadar oryantasyon eğitimi verilerek işe başlatıldıysa da, iş kazası eğrisinin zaman içinde farklılaştığı, kazaların arttığı görülmüş. Bu durumda, yeni bir eğitim projesi yapalım ve proje kapsamındaki kişilere eğitim aldırarak, yeniden bir düzene sokalım denmiş. Buradaki yönetim taahhüdünü görüyor musunuz? (5.000 kişi x 8 saat x 2 gün) İnanılmaz bir eğitim saatidir. İşte bu bir yönetim taahhüdüdür. Buradan başlar iş. Bunu görüp önlem alabiliyorsanız, iyileştirme döngüsü sağlayabiliyorsanız, bunu yaptıktan sonra artık gerisi izleme, ölçme, uyarma… Performans böyle artar zaten. Kaldı ki, böyle bir yatırıma girdikleri projenin bitmesine bir, bir buçuk yıl zaman kalmış durumdaydı. Bu daha da ilginç… Şirketlerin, iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin verildiğine ilişkin kayıt tutmaları gerekiyor mu? Diyelim bir iş kazası oldu. Bu yeni mevzuatla birlikte hakimin ilk bakacağı şey, şirketin geri planda nasıl bir çalışma yaptığı, nasıl bir risk değerlendirmesi yaptığı olacak. Bu tespitlerden sonra sahadaki uygulamalara nasıl geçtiği veya geçmediği, eğitimlerini verdiği ya da vermediği olur. Bu yüzden de kayıt tutmak tabii ki zorunlu. Bunun önemini işverenlerin çok iyi anlaması lazım.
|