|
Başarılı bir organizasyon kurmak veya oluşturmak için çok sayıda yol, yöntem, formül sunuluyor yapılan her yeni çalışma ile birlikte. Küreselleşme ve dünyanın küçülmesine paralel, aynı alanda çalışan şirketlerin birbirine uzaklığı azalırken, aradaki rekabetin dozu her geçen gün artıyor. Bu trafiğin içinde kendine yer bulabilmek, fark yaratmakla olası artık.
Şirketleri birbirinden ayıran farklılıklar ise, ürünün özellikleri, çok seçenekli hizmet sunumları gibi "dışsal" faktörlerden, göz ardı edilemeyecek bir biçimde daha duygusal, hassas "içsel" detaylara doğru kayıyor. Çünkü genellikle herhangi bir ürünün aynının üretilmesi, aynı hizmetlerin verilmesi mümkün olabiliyor. Ancak, müşterinizle kurduğunuz iletişimin, aranızdaki duygusal bağın kopyalanması pek o kadar kolay olmasa gerek. Bir organizasyonu diğerlerinden ayıran, marka değeri, markanın müşteriye vaad ettikleri olarak açıklanabilir. Böyle bakıldığında, şirketin markasının vaad ettiklerinin, şirket çalışanları tarafından en doğru biçimiyle algılanması, daha da ötesi benimsenmesi gerektiğinden söz etmek kaçınılmaz. Marka bilincinin şirket çalışanlarına aktarılması için, işveren/yönetici grubu ile aradaki bağlantıyı kuracak, konuşulan dilin ortaklaştırılmasını sağlayacak bir birime; "insan kaynakları"na gereksinim duyuluyor doğal olarak. Başarılı bir insan kaynakları departmanı/uzmanı, şirketin marka vaadini özümseyebilmeli, bu vaadi çalışanlara aktarabilmeli, hatta marka vaadinin hissettirdiklerine müşteri gözüyle bakabilmeli. Marka vaadi, yalnızca marketing departmanı ile sınırlı değildirYeni bir organizasyon kurduğunuzda, yeni bir marka yarattığınızda, müşterilerinize birşey söylersiniz. Başarılı olabilmeyi hayal ediyorsanız, birşey söylemelisinizdir en azından. - "Bize güvenebilirsiniz."
- "Biz sizi düşünüyoruz."
- "Bizimle çalışmaktan mutlu olacaksınız."
İşte başarının, marka bilinci oluşturmanın sırlarından biri burada gizlidir. Müşterilerinize sunduğunuz hizmetin, ürettiğiniz ürünün avantajlarından daha çok, ne söylediğiniz/ne yaptığınız oluşturur sizin piyasadaki algınızı. Öyle birşey söylemelisinizdir ki, hem sizin istediğiniz algıyı yaratsın olası müşterilerinizin zihninde, hem de yerine getirilebilir bir vaadde bulunmuş olun. Organizasyonun marka sözünün tutulabilmesi, hiç şüşhe yok ki organizasyonu oluşturan bireylerin işidir. Yürütülen faaliyetlerin tümü bir bütündür ve herhangi bir noktada kaçak olması nihayetinde olayın tümünü etkiler. Oluşturduğunuz markanın, verdiğiniz sözün gerçekliği, bunu çalışanlarınızla ne ölçüde paylaşabildiğinize, içeriği onlara ne ölçüde aktarabildiğinize bağlıdır. Bir şirketin marka bilincinin gerçekleşmesi konusunda, insan kaynakları yönetimi vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Markanın verdiği sözü tutması için, iyi bir İK çalışması gerekir Markalamanın bir pazarlama çalışması olduğu düşünülür çoğu kez. İşin tanıtım yönü ile çok yanlış bir bakış açısı da değildir aslında bu. Bununla birlikte, markanızın müşteride yarattığı algıyı çalışanlarınıza aktarabilmeniz, bu algının gereğinin yapılmasını sağlayabilmeniz, iyi bir insan kaynakları çalışmasını gerekli kılar. Öyle ki, insan kaynakları departmanı/uzmanları, sizin başlangıçta söylediğiniz o "şey"'i en katıksız şekli ile algılamalı, çalışanlarınızın da bu algıya ulaşmalarını sağlayabilmelidir. Markanızın sözünün ne olduğu, bu sözün tutulabilmesinin nasıl mümkün olabileceği, insan kaynakları yönetimi tarafından ortaya konulmalı, bu bilginin çalışanları ilgilendiren kısımlarının kendilerine aktarılması sağlanmalıdır.
Başarılı bir insan kaynakları departmanı, kendini klasik insan kaynakları aktivitileri ile bağlamaz. Şirketin marka bilincinin oluşturulması, çalışanların bu bilinci özümseyerek gereğini yapmalarının sağlanması, daha da ötesi müşterinin markayla ilgili olarak ne hissetmek istediğinin ortaya konması; insan kaynakları departmanlarını, şirketleri için en stratejik noktalardan birine oturtabilecektir. Aslında olmadığınız "şey"i olduğunuzu söylemek, beklenmeyen zararlar demek...Marka, bir organizasyonun kimlik bildirimi gibidir. Oradaki bilgilerin doğruluğu organizasyonun geleceğini, güvenilirliğini, başarısını belirler. Bu yönü ile markalama çalışması, organizasyonu oluşturan bireylerin yapabilirliklerine, markanın vaadlerine olan inanç ve bağlılıklarına gereksinim duyar. Müşterilerinize ne söyleyeceğinize, dikkatlerini hangi noktada toplayacağınıza karar verirken, bunu çalışanlarınızla paylaşmalı, çalışanlarınızın sizin söylediğiniz şeye olan inançlarını oluşturmalısınız. Marka yaratmak reddedilemez bir oranda vizyon ve liderlik ister. İnsanlara yeni birşeyler söyleyebilmek, onların tanıtım, reklam, yenilik bombardumanı altında tutulan dikkatlerini çekebilmek, gerçek bir hayal gücü ve iddia işidir. Ancak, salt dikkat çekebilmek, "ben buradayım" mesajını verebilmek adına, olduğunuzdan fazlasını göstermek; başarılı bir markaya sahip olabilmenizi zora sokacaktır. Beklenti yaratmak, insanların o beklentileri satın almaları demek sonuç olarak. Karşılayamayacağınız bir beklenti yaratmak, o beklentileri sattığınızda pek de hoş olmayan geri dönüşleri getirecektir beraberinde. Sistemler, markalar, ne ölçüde başarı ile dizayn edilirlerse edilsinler, üzerlerinde ne kadar kafa yorulursa yorulsun; onları gerçekliğe dönüştürecek olan "çalışanlarınız"dır. Markanızın mesajını almış, mesajı organizasyonun her aşamasında rol alan çalışanlarına aktarmış bir insan kaynakları departmanı; geleceğinizi, başarınızı ve büyümenizi besler, belki de beklediğinizden çok daha fazla. Unutmayın ki; "Vitrine üzüm koyup, arkada sirke satamazsınız..."
|