Gerçek bir dinleyici, konuşandan daha etkileyicidir E-posta

Kadınlar daha iyi dinlerİş hayatının hareketli temposu içinde, arada mola vermek, hedeflediğimiz ve bulunduğumuz nokta arasındaki mesafeyi ölçmek gerekir. Mesafe açılmaya başlamışsa, bunun nedenlerini aramaya başlamak ve bulmadan da yola çıkmamak en iyisi olabilir. Bazen yaptıklarımızın değil, yapmadıklarımızın yanlış olduğunu fark ederiz. Yapmadığımız şeylerin başında da çoğu zaman 'dinlemek' gelir. Zaman zaman kendi sesimiz o kadar baskındır ki, başkalarınınkini duyamayız.

Dinlemek bir sanattır

Dinlemenin harika ve güçlü bir şey olduğunu ve dinlemeyi nasıl da unuttuğumuzu yazmak istiyorum. Çocuklarımızı ya da sevdiklerimizi nasıl da dinlemediğimizi yazmak istiyorum. Hepsinden öte-çok da önemli olan- sevmediklerimizi dinlemediğimiz fakat dinlememiz gerektiğini yazmak istiyorum; çünkü dinlemek çok çekici ve çok garip bir şey, dinlemenin yaratıcı bir gücü var. Bizi gerçekten dinleyenlere doğru nasıl yaklaştığımızı ve sanki güneş ışığı yayıyormuşçasına onların çevresinde oturduğumuzu bir düşünün.

Bunun nedeni: Dinlenmemiz bizi adeta yaratır, her şeyimizle gözler önüne serer ve açar. İçimizdeki fikirler gittikçe büyür ve canlanır. Birinin şakalarınıza güldüğünde daha da komikleştiğinizi bilirsiniz. Gülmediklerinde ise, içinizde açan en küçük bir şaka bile canlanmadan ölüverir. İşte, işin esası budur.  Dinleyen biriyseniz, toplumda iyi vakit geçirmenin (çünkü etrafınızdakiler de neşe bulur ve ilginçleşir), insanları rahatlatmanın, onlarla hoşça vakit geçirmenin sırrına erersiniz.

Kimdir onlar; örneğin, öğütlerini almak için kime gidersiniz? Size tam olarak ne yapacağınızı anlatan katı ve pratik olanlara değil ama daha nazik, daha az tenkitçi, daha az baskıcı olduklarını bildiklerinize gidersiniz. Onlara derdinizi döktüğünüzde, kendinizle ilgili yapmanız gerekenleri bilirsiniz.

İnsanları dinlediğimizde, yüklendiğimiz elektriği karşılıklı boşalttığımız bir akım oluşur ve bu sayede birbirimizden hiç yorulmayız. Hiç durmadan adeta yeniden yaratılırız.

Bu arada, fazla dinleyemeyen zeki insanlar da vardır. Aparatlarında duymazlıktan gelen kablolar yoktur. Çok eğlendirirler fakat çok da yorarlar.

Çünkü bence bu ders veren hocalar, bu zeki oyuncular, bize konuşma hakkı vermeyerek, içimizdeki bu yaratıcı pınarın fışkırmaya başlamasına ve yeni fikirlerin saçılmasına ve ortaya beklenmedik kahkahaların ve zekânın çıkmasına izin vermezler. İşte o yüzden, biri sizi dinlemişse, ferahlamış olarak eve gider dinlenirsiniz.

Artık bu yaratıcı küçük pınar içimizdedir. Bu ruhtur, ya da zekâdır veya hayaldir, nasıl isterseniz öyle deyin. Çok yorulduysanız, gerginseniz, tek başınıza kalamıyorsanız, pek çok iş peşinde koşuyorsanız, pek çok insanla konuşuyorsanız, çok fazla kokteyl içiyorsanız, içinizdeki o küçük pınar karmakarışık olur ve atıklarla dolar.

Sonuç; merkezdeki yaşamınız ve yaratıcı pınarınız biter ve merkezin dışında, civarlarda yaşarsınız. Hayalsiz, sadece irade gücüyle devam edersiniz.

İnsanlar sessiz sedasız, dikkatle büyülenmiş gibi bizi gerçekten dinlediklerinde o küçük pınar çok şaşırtıcı bir şekilde hızlanarak yine akmaya başlar.

Bütün bunları yaklaşık üç yıl önce fark ettim ve bu farkediş gerçekten de yaşamımda devrimsel bir değişikliği getirdi. Daha önce, bir partiye gittiğimde, üzüntüyle düşünürdüm: "Hadi bakalım, biraz uğraş, canlı ol. Zekice laflar çıksın ağzından. Konuş. Hayal kırıklığı yaratma." Yorulduğum zaman da bol bol kahve içip bunu canlı tutmaya çalışırdım.

Şimdi ise, bir partiye gitmeden önce, kendime sadece benimle biri konuştuğunda muhabbetle dinlemem, konuştuklarında onların yerinde olmam, onları bastırmadan, münakaşa etmeden ya da konuyu değiştirmeden tanımaya çalışmam gerektiğini söylüyorum.

Tabii ki, bazen başkaları gibi dinleyemiyorum ama o dinleme gücüm olduğunda etrafta insanlar birikmeye ve başlarını bana döndürmekten kendilerini alamamaya başlıyorlar. Dinlemek sayesinde o yaratıcı pınar canlandı ve her şey düzeldi.

Peki, her şey neden düzeliyor? Bunda bir tür mistik bir şey var. Bence, içimden akanların daha da berraklaştığını söylemek her şeyi açıklıyor .

Yazarken bu böyle. Okulda sadece zekice şeyleri kâğıda dökmeniz öğretilir. Yanlış. Kâğıda anlamsız, gereksiz şeyleri de dökün -sonra yırtar atarsınız- ardından parlak fikirlerin gelmesi için bu gereklidir.

Anlamsız şeyleri gizlerseniz, açık ve güzel, gerçek ve canlı olanı da gizlersiniz.

Kadınlar daha iyi dinler

Gerçek bir dinleyici, konuşandan daha etkileyicidirBence bu dinleme okulunda kadınlar erkeklere göre çoğunlukta. Bu erkeklerin kabahati değil. Uzun süre işle uğraşmaları, benlik davalarıyla uğraşma alışkanlıkları nedeniyle bu özelliklerini kaybediyorlar. Erkekler ne denli güçlü olurlarsa, yaşlandıkça o denli daha az dinler hale geliyorlar. O nedenle de kadınlar genelde erkeklerden daha zevklidirler ve daha sakin ve daha canlıdırlar.

Erkeklerin bu dinleme eksiklikleri; çocukları büyürken uzaktan hayalet gibi giden bu sessiz hüzün dolu erkeklerin, babaların yalnızlığında açığa çıkar.

Babam 70'in üzerindeyken, ateşli, mizah dolu, hayran olunacak biri, bir bilgin, çok güçlü biriydi ama yaşlılığın ve başka bir kuşağa ait olmanın derin yalnızlığındaydı. Beni çok severdi ama beni hiç dinlemezdi, söylediğim tek kelimeyi bile. Ben sadece seyirciydim. Güzel bir öğleden sonra göl etrafında yürürdüm onunla ve o da benimle Darwin ve Huwley ya da İncil'den konuşurdu.

Bense durmadan "Evet, anlıyorum, anlıyorum" derdim ama çok sıkılırdım. Bir çaresizlik duygusu vardı, çünkü ne desem duymazdı. Konuştuğumda ise, birinin bir yabancıya yaptığı gibi beni duymadığı çaresizliği içinde kendimi bağırıp çağırırken bulurdum. Yürüyüşten sonra görevimin bittiğini hissederdim ve onu sallanan iskemlesinde oturmuş okurken gördüğümde ona kızar, dışarı çıkar ve neşeli insanlarla zaman geçirirdim. O da şaşkınlık veren bir yalnızlık içinde boş gözlerle arkamdan bakar içini çekerdi.

Yıllar sonra, babamın yalnızlığı hakkında ıstırap duyarak düşünürdüm. Böyle harika bir adam, bana ulaşmak ister ve beni tanımaya çalışırdı ama yapamazdı. Dinleyemezdi. Ama şimdi galiba o zaman dinlemek hakkında şimdi olduğu kadar çok bilgim olsaydı bu derin fark arasında bir köprü kurabilirdim. Örnek vermek gerekirse:

Son günlerde, bana yazan birini 20 yıldır görmemiştim. Ender irade sahibi biriydi ve çok da para kazanmıştı ama dinleme yeteneğini kaybetmişti. Hızla konuşur ve harika öyküler anlatırdı, dinlerken insan büyüleniyordu.

Tam ben konuşmaya başladığımda, aceleyle "Şunu bana verir misin, lütfen?.. Pipom nerede?" şeklinde şeyler söylerdi. Bu bir alışkanlıktı. Sayısız kitap okumuş, fikir almaya pek hevesli biriydi ama insanları dinleyemiyordu.

Sabırla Dinledim

Benim yaptığım da buydu. Her zamandan fazla sabırlıydım, babam gibi dinlemeden konuşmasına direnmedim. Onu dinledim, bir kez bile karşı gelmedim, bunu düşünmedim bile.

Kendi kendime dedim ki: "Yılların baskısı altında kalmış. Ailesi hep onun konuşmasına karşı çıkmış ama şimdi, onu dinleyerek, içini dökmesine neden olacağım. Hiç durmadan, özgürce konuşmalıydı. Yeterince dinlendiği zaman sakinleşecekti. Beni duymayı istemeye başlayacaktı.

Bunu birkaç gün sonra yaptı. Bana soru sormaya başladı. İşte o an, dedim ki: "Biliyor musun, senin için dinlemek çok zorlaşmış."

Aniden dondu kaldı ve bana gözlerini dikip baktı. Bunun nedeni, onu baştan sona, ses çıkarmadan, eleştirmeyen bir sempatiyle, en ufak bir sıkıntı veya sabırsızlık göstermeden dinlemiştim ve şimdi, bunu bilmemesine rağmen bana inandı ve güvendi.

"Hadi konuş," dedi. "Anlat şunu, her şeyi anlat bana".

Bahçede bir ileri bir geri giderek bu konudaki fikirlerimi ona anlattım.

"Çocuklarını seviyorsun ama muhtemelen onlara sana ulaşmalarına izin vermiyorsun. Sen dinlemedikçe, kimseyi tanıyamazsın. Gazetelerde yazan her şeyden haberin olabilir ama sonunda hiç kimseyi tanımayacaksın. Biliyor musun, dinlemenin bir sevgi işi olduğu fikrine vardım, bu gerçekten de böyle."

Fikirlerim bu adamı böylesine olağanüstü etkilemeseydi, ben de bu yazıyı yazmazdım. Dediğine bakılırsa bütün hayatını etkilemiş. Yazdığına göre, çocuklarına yaklaştığında; nasıl orijinal, ne kadar bağımsız ve cesur olduklarını gördüğünde kendisinden utanmış. Eşi gerçekten de her şey hakkında konuşmaya ve ikisini de güldürmeye başlamış.

Dinlememenin en ciddi sonucu dünyanın en kötü şeyidir: sıkıntı. İşte bu gerçekten de aşkın ölümüdür. İnsanları her şeyden fazla, birbirinden uzaklaştıran şeydir.

Yaratıcı ve gerçek dinleyiciler

Peki, birini dinlemek nasıl bir şeydir? Sandığınızdan da zordur. Yaratıcı dinleyenler; sizi en kötü, en şirret olduğunuz anda bile sizin olduğunuz gibi olmanızı delice isteyenlerdir. Gülerler ve iyi ya da kötü kendinizi açmanızdan çok zevk alırlar. Gerçek dinleyiciler ise, huysuz olmanızın her zaman böyle olduğunuz anlamına gelmediğini bilirler. Sizi sadece iyi olduğunuz zaman sevmezler, sizi her halinizle severler.

Sükûneti öğrenin, her gün, günün bir kısmında bugünü yaşamaya çalışın.
Dinlemeyi başardığınızda varlığı hissedersiniz, parçaları değil, şunu ya da bunu değil, bütünü pırıl pırıl görürsünüz.

Ardından kendi fikirlerinize bakın ve vazgeçin. Unutmayın, insanları dinlemeyi sadece istemek yeterli değildir. Gerçekten dinlemek gerekir. Ancak o zaman işin sihirli yanı ortaya çıkar.

Şunu hepimiz bilmeliyiz ki; hüner isteyen, hayal gücü isteyen konuşmak değil, dinlemektir.
 
Gerçek bir dinleyici çok daha fazla sevilir, konuşandan daha çekici ve etkileyicidir. O nedenle, dinlemeye çalışın.

 
< Önceki   Sonraki >
   
   
 
Exelect, Türkiye İş Kurumu tarafından verilen "Özel İstihdam Bürosu İzin Belgesi"ne sahiptir.
Belge Tarihi: 04/05/2009 Belge No: 31
"İş arayanlardan, hiçbir ad altında menfaat temin edilemez ve ücret alınamaz"


Bankalar Cad. Bozkurt Han No:3 Kat:2 Karaköy/İSTANBUL
Tel: 0212 251 99 19 Faks: 0212 251 90 45 e-mail: Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
www.exelect.com.tr