|
Öyle bir dönemden geçiyoruz ki; dünya, üstündeki herşeyi kendisi gibi sürekli ve seri bir biçimde hareket etmeye zorluyor sanki. Bilginin, teknolojinin, paranın, işgücünün dolaşıma girmesinin ardından, işin dolaşmaya başladığı, kendine en uygun coğrafya'yı bulup konumlandığı bir ortamdayız. Öyle ki; herhangi bir Amerikan firmasının üretimi Tayvan'lı, montajı Singapur'lu, müşteri hizmetleri Hintli işçiler tarafından gerçekleştirilebilir olmakta.
Şirketler, maliyetlerini azaltabilmek yolunda, gerek işgücünün, gerekse istihdama yönelik kamu maliyetlerinin en düşük olduğu ülkelere yönelmekte her geçen gün. Adına globalizasyon (küreselleşme) denen bu akım, dünyanın büyük ama tek bir pazar haline dönüşmesi, dünyanın farklı köşelerindeki çalışanların birbirlerine rakip olmaları anlamını taşıyor bir yönüyle. Teknolojinin hızlı gelişimi, emek yoğun çalışma şekillerinden, bilgi yoğun çalışma yöntemlerine geçişi beraberinde getiriyor. Teknolojinin kullanım alanının artmasına bağlı olarak, aynı işi yapmak için daha az çalışana gereksinim duyulması, istihdam konusunun bir sorun olmaya başlaması sonucunu doğuruyor. Üretimin artmasına, ekonominin büyümesine karşın; istihdamda daralma ve işsizliğin artması, bu yönelimin en somut göstergesi. Üretimdeki artış, daha fazla işçi çalıştırılması yolu ile değil, teknolojinin yaygınlaştırılması ve verimliliğin yükseltilmesi ile sağlanır olmakta günden güne. Bu gelişmeler, çalışanların daha donanımlı ve bilgili olması zorunluluğu anlamına geliyor. İşler gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere doğru hareket ediyor Sermaye, bilgi, teknoloji gibi işin de dolaşıma girmesi, şirketlerin temel stratejileri üzerinde önemli değişikliklere yol açıyor. Globalizasyonun doğal sonucu olan rekabet koşullarına karşın ayakta kalabilmek isteyen şirketler, hemen her alanda olduğu üzere, işgücü konusunda da maliyetleri azaltmanın yollarını arıyorlar. Bu anlamda, üretim veya hizmetlerinin bazen yan unsurlarını, bazen de tümünü asıl faaliyet noktasında değil, başka ülkelerde ve coğrafyalarda gerçekleştirme yolunu seçebiliyorlar.
'offshore outsourcing' (denizaşırı yararlanma) şeklinde tanımlanan bu uygulama ve gelişmeler, işlerin gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere doğru kayması demek. Gelişmekte olan ülkelerdeki işgücü maliyetlerinin düşüklüğünün yanında, bu ülkelerin yatırımları çekebilmek için ortaya koyduğu teşvikler de bu akımı güçlendiriyor. İşlerin transfer edildiği ülkelerin başında açık farkla Hindistan gelmekte. Uygulanan eğitim stratejilerinin teknik eleman yetiştirilmesi konusunda sağladığı başarıyla birlikte, ülkede konuşulan dilin İngilizce oluşu, batılı şirketlerin kendilerine üs olarak bu ülkeyi seçmeleri konusunda en önemli etken. Yatırımların yöneldiği ülkeler sıralamasında Hindistan'ı Çin, Tayvan, İrlanda ve Doğu Avrupa ülkeleri izliyor. Çin, devasa nüfus potansiyeli ve teknik eleman konusunda sağladığı işgücü ile kendine bu yeni düzende yer bulurken; söz gelimi İrlanda, istihdam üstündeki yasal yükleri minimize ederek yatırımları çekmeyi başarmış durumda. İşlerin transferi, korkulduğu kadar kötü sonuçlar doğurmayabilirŞirketlerin yatırımlarını başka ülkelere kaydırmasından, o ülke vatandaşları işsizlik temelinde şikayet ederken, yatırımların kaydırıldığı ülkelerde ise, kaynakların sömürüldüğü, yabancı sermayenin ülke ekonomisine hakim olduğu savıyla tepki konmakta. Birileri memnuniyetsizliğini yüksek sesle dile getiriyor olsa da, işlerin transfer edilmesi olgusunun her geçen gün güçlenerek hayatımıza girmekte olduğu yatsınamaz bir gerçek. Üstelik korkulduğu kadar da kötü sonuçları olmak zorunda değil bu iş hareketlerinin. Gerek teknoloji transferlerini hızlandırması, gerekse maliyetleri azalan şirketlerin yeni yatırımlara yönelmesi, büyük resmin genel olarak iyiye gideceğinin söylenmesine neden oluyor. Gelecek 5-10 yıllık süreçte bilgi teknolojisi alanındaki işlerin % 25'inin Türkiye'nin de aralarında yer aldığı gelişmekte olan ülkelere kaydırılması öngörülmekte. Bu oluşumdan gerekli payı alabilmesi, Türkiye'nin yeni oluşumlara ayak uydurabilmesi ile doğru orantılı olacak şüphesiz. Gerek eğitim, gerekse istihdam stratejilerinin bu gelişmeler ışığında değerlendirilmesi, yeni ve etkin yöntemler uygulanması, gelişmekte olan ülkeler tarafından gelişmiş ülkeler tarafına geçmemizi sağlayabilir nihayet. Değişime karşı koymak insanın doğasında vardır, hemen her değişim karşısında korumacılığı, statükoyu bulur kaçınılmaz bir biçimde. Değişimi algılayıp adapte olabildiğimiz oranda, gelişmiş ülkeler sınıfına ulaşma şansımız artacak, globalizasyondan etkilenen bir ülke konumundan, onu etkileyen bir ülke konumuna geçebileceğiz. Günümüzde pek çok gelişmekte olan ülkede bilgi işlem teknolojileri (BİT) sektörlerinde uluslararası faaliyet gösteren firmalar hızla artmaya başlamıştır. Gelişmiş ülkelerdeki firmalar işlerinin bir bölümünü gelişmekte olan ülkelere aktarmaktadırlar. Örneğin, Barbados, Çin, Hindistan, Jamaika, Filipinler, Rusya Federasyonu ve Doğu Avrupa ülkeleri gibi gelişmekte olan ülkeler dünya hizmet ticaretinde küçük ama artan oranda pay almaya başlamışlardır. Bu nokta, BİT sektörü hizmetleri açısından uluslararası işbölümünün yeniden şekillenmesi tartışmalarını gündeme getirmektedir. Gelişmiş ülkeler, BİT sektörü hizmetlerinin düşük katma değerli bölümünü, maliyet avantajından dolayı gelişmekte olan ülkelerde yaptırmaktadırlar (ILO, 2001). Hindistan'daki ücretlerin ve işgücü maliyetlerinin düşüklüğü, pek çok büyük yabancı firmanın bu ülkede iş yaptırmasını açıklamada önemli bir faktördür. Uluslararası düzeyde yaptırılan temel hizmet faaliyetleri yazılım üretimi ve uzaktan bilgi işlemcilik (remote information processing work)'tir. Şahit ifadelerinin özetlenmesi (Deposition Summary), sigorta poliçeleriyle ilgili işlemler, coğrafi bilgi sistemlerinin oluşturulması, içerik geliştirme, tıbbi kayıtlar (medical transcription), destek hizmetleri faaliyetleri (back office operations) gibi işlemler, uzaktan bilgi işlemcilik faaliyetleri arasında yeralmaktadır.
|